15. Yılımızı Radyo Gedike anlattık

#Haberler


Radyo Gedik'de Caner Akgün’ün hazırlayıp sunduğu Con Fuoco* programına konuk olduk. Caner AkgünBarış İçin Müzik Vakfı'nın amaçları, hedefleri ve son projesi Peter ve Kurt Senfonik Masalı üzerine  Vakıf Başkan Yardımcısı Yeliz BakiDanışma Kurulu Üyeleri Dr. Yeşim Gürer OymakAhmet Uluğ,  Genel Koordinatörümüz Nilgün ÖztunalıProje Geliştirme ve Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Serra Gözören ve Orkestra Üyesi Melis Erselcan ile söyleşti.  

*İtalyanca, bir parçanın tutkulu çalınması gerekliliğini gösteren müzik terimi.


Yayını dinlemek için: https://youtu.be/mdTiMyXSJlk

 

Söyleşi Metni: 

Gedik Radyo Caner Akgün: Bu hafta stüdyomuzda çok önemli bir başlık açtık. Barış için Müzik Vakfı’nın çalışmaları ve 22 Kasım online olarak  gerçekleştirecekleri Peter ve Kurt senfonik masalı üzerine konuşacağız. Çok değerli vakfın sorumluları ile birlikte vakıf üzerine bir parantez açacağız. Bu hafta vakfın çalışma biçimleri ve gelecekte yapmak istedikleri ve 15 yıldır yaptıkları üzerine böyle kısa bir tarihçe oluşturmaya çalıştık. Gedik Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Gedik Sanat, İstanbul Gedik Üniversitesi ile birlikte oldukça işbirliğine ve çevresindeki ve Türkiye’deki vakıflarla sivil toplum örgütleri ile dayanışma halinde projeler üretmeye kendini adadı. Bu bağlamda bizim ideallerimizi ve görüşlerinizi paylaşabileceğimiz çok değerli bir isim ile bu haftaki programı açmak istiyorum Nilgün Öztunalı. 

Nilgün Öztunalı: Çok teşekkürler, davetiniz için çok teşekkür ederim. 

CA: Biz teşekkür ederiz. Barış İçin Müzik Vakfı sadece müzikle ilgilenen değil sosyal yardımlaşmaya kendini adamış her sorumlu Türk bireyinin oldukça, böyle heyecanla takip ettiği bir organizasyon biz de iletişime geçtiğimizde ben de çok heyecanlandım, hemen konuya dahil olmak istedim ve Gedik Sanat adına şahsım adına kurumumuz adına elimizden gelen, her türlü bir arada yürüme platformuna da açık olduğumuzu tekrar buradan belirtmek isterim. Dilerseniz benim bu konuyu açmışken hem yaşadığımız bu dönemde Pandemi süreci, olağanüstü bir süreç, bu süreçte de değişen dünya düzenleri de var dönüşen bir dünya düzeni de var. Tabii burada birlikte çalışmak, birlikte hareket etmek oldukça büyük önem taşıyor. Hem Barış İçin Müzik Vakfı’nın sizin için, kimliğinizdeki yeri hem de hem de bu dönüşen dünyadaki birlikte hareket etme güdüsü üzerine fikirlerinizi merak ederim, sizinle. paylaşmak isterim. Sizin de bizimle paylaşmanızı isterim.

NÖ: Çok teşekkürler hem davetiniz için hem de bizi buluşturan Barış İçin Müzik Vakfı’nın sevgili danışma kurulu üyesi Dori Kiss Kalafat’a teşekkür ederim. Evet haklısınız hiç beklemediğimiz bir süreç içerisindeyiz hep beraber bu süreci nasıl kendimizi koruyarak sevdiklerimizi koruyarak, sorumluluklarımızı sürdürerek, ihtiyaçlarımızı karşılayarak götüreceğiz pek çok açıdan aslında birbirini etkileyen durumlar içerisinde hareket ediyoruz. Barış İçin Müzik Vakfı tüm yapılar gibi hepimiz gibi bu senenin Mart ayında evlere girdi pandemi ile. 2020 için pek çok hazırlığımız vardı her yılın sonunda bir sonraki yılın genel toplumsal odak konularını ele alıp programımızın içine nasıl yerleştiririz ona bakarız. 2020 için de iki önemli konumuz vardı diğer ana programımızın içerisine almak istediğimiz. Bunlardan biri 2020’de 23 Nisan Çocuk Bayramı 100.yılı kutlanacaktı, bir diğeri de 2020 Beethoven yılı tüm dünyada anılacaktı. Biz de ana programımıza bunları dahil etmiştik.Cem Mansur, Cemal Reşit Rey’in Nisan ayı boyunca çocukları hedef alan programını, Çocuktan Al Haberi adı altında bir program oluşturmuştu. Biz de onun içinde Barış İçin Müzik orkestraları ile yer alacaktık.Yaklaşık 200 çocuk ile birlikte sahnede, canlı Peter ve Kurt Senfonik Masalı’nı icraa edecektik. Aynı zamanda bim Edirnekapı adalar bursa izmir’de programından yararlanan 200 çocuk ile 23 Nisan çocuk şarkıları söyleyecektik. Fuayesinde bu programı izlemeye gelen küçük dostlarımızla BİMV programını odağa alan atölyeler gerçekleştirecektik, böyle bir gündemimiz vardı. 

CA: Pandemi sürecinde dayanışma çok önemli, bu sürecinizden bahsetmenizi isterim. Örnek bir süreç yaşanıyor. Pandemi sürecinde bu vurgu çok önemli. Siz 15 yıldır birçok kurumla çok sağlıklı iletişim kurup kendi organizasyonunuzu çok önemli bir yere getirdiniz, bu da çok büyük bir yönetim başarısı, bunun için de vakfı çok kutluyorum. Ben de 15 senenizi araştırdığımda Türkiye’de ve uluslararası birçok platformda yapıyla ilişki kurduğunuzu ve başarılı etkinlik gerçekleştirdiğinizi gözledim. Bu nedenle pandemi ve dayanışma sürecinden bahsetmenizi isterim.

 

NÖ: Bir adım geriye gidip Martta evlere gelmeden önce vakfın ne odakta ve vakıf nasıl bir yolculuktaydı, onu özetleyeyim.Mehmet Selim Baki ve Yeliz Baki 2005 yılında barışın bir zorunluluk olduğunun altını çizecek ve çocukları sanatla buluşturacak, bir müzik programı üzerinde harekete geçtiler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 27.maddesi der ki “Herkes, toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma hakkına sahiptir.” Vakıf bunu kendisine temel alarak yola çıkıyor. Peki çocuklar sanatla nasıl buluşacak? Şimdi bu erişim meselesi üzerinde düşüldüğünde siz birtakım kriterler koyarsanız erişime engeller oluşturmaya başlıyorsunuz. Nedir bu engeller: Çocukta yetenek arıyorsanız sanatla buluşmasında bir engel oluşturmuş oluyorsunuz. Müzik eğitimine katılması için bir enstrümana sahip olması kuralını koyarsanız yine engel oluşturuyorsunuz. Çocukların rahatça bir arada çalışabilecekleri rahat bir alan olsun derseniz yine engel oluşturuyorsunuz. BİMV kurucuları en başından beri bu erişimi engelleyen ne varsa rekabet,yetenek, sürdürülebilirlik tüm bu kriterlerin gerektirdiği ne varsa onu sağlamaya odaklanarak yol alıyorlar. Soru her zaman şu: peki bu engel nasıl ortadan kaldırılabilir, nasıl yapılır, hangi imkanlar gerekiyor, biz bu imkanları nasıl sağlayabiliriz? Şimdi böyle baktığınızda karşımıza çıkan erişmeye engel olacak şeyler ve ortadan kaldırmak kolay oluyor. Öbür türlü bu engellerle kendinizi durdurmak çok daha zor bir şey. Vakıf, 15 yıl boyunca bunu deneyimleyerek ,baktığımız zaman bu sene 15. yılımız , pandemi döneminde biraz da sayısal olarak ortaya çıkan birikmiş bilgilerimizi de ele aldık. 7000 üzerinde çocuğu 2000’in üzerinde enstrüman ile buluşturmuş olduğumuzu, vakfı çok sayıda insanın sanatçı gazeteci müzik sever kültür alanında çalışanların ziyaret ettiğini gördük. Türkiye ve dünyada önemli konserlerde önemli orkestralarla yan yana geldiğimizi gördük. Ve bütün bunları listelemeye başladık. Tüm bunları yaparken de bizim çevremizde bizi destekleyen gönüllüler, bağışçılar, danışmanlar, kurumlar ve kişiler yer alıyor. Ve tabii en başta anneler ve babalar, onlar da çocuklarının arkasında duruyor. Ve bu imkandan yararlanması için onlara da bazı roller düşüyor ve onlar da ellerinden geleni yapıyorlar. Böyle bir süreçten 2020 planlarına geldiğimizde pandemi bizi durdurdu. Mart ayından itibaren refleks olarak çocuklarımıza duyduğumuz sorumluluklarımızla hareketimizi sürdürdük önce ancak biz genç bir ekibiz. Çalışanlarımız genç, çocuk ve gençlere hizmet veriyoruz. Teknolojik araç gereçlere yakın bir topluluğun içindeyiz. Bu bizim için bir artı oldu.  Onlarla kolaylıkla yol aldık. Bazen olduramadık ama açık olmak gelişimi de mümkün kıldı. Önce çocukların müzik öğretmenleri ile ilişkiyi koparmamasını sağladık. Onun için hangi araç uygunsa çocuk için ve öğretmen için onu kullanarak yola devam ettik. Sonra biraz sakinledik ve o dönemde çok fazla müzik ön plandaydı, bu süreçte müzik üzerinden topluma moral veren, ilham veren çok güzel dijital performanslar yayınlanmaya başladı. Bütün bunları düşündük, Peter ve Kurt 23 Nisan 100. yıl için 2019 sonunda çalışmaya başlamıştık ve ona evlerden çalışmaya devam ettik. Ama daha farklı oldu, örneğin, Perküsyon sınıfı evlerine enstrümanları götüremediler. Bunu nasıl çözdüler? Perküsyon çalışmasını evde sağlayacak evde ne varsa harekete geçirdiler. Biz buna devam etmeye karar verdik. Cem Mansur ile yeniden konuştuk, Peter ve Kurt’u programımıza almamıza danışmanımız Yeşim Gürer Oymak referans oldu ve teşvik olmuştu.  Evden geçirdiğimiz zamanda kaliteli içeriklerle buluşmamızı önerdiler. ve evden çalışmaya devam ettik. Haziran’da bir fırsat oluştu ama vakıf pandemiden dolayı koşullara hazır olmadığı için ne yaparız diye düşünürken aslında Edirnekapı’da biz çevrede kültürel miras yapıları açısından şanslı bir yerdeyiz.  Kültür A.Ş ile iletişime geçtik ve açık alanda güvenle buluşabileceğimize karar vererek kapılarını çaldık. Biz size komşuyuz ve çocuklarla bir araya gelerek program sürdürmek istiyoruz, Tekfur Sarayı Müzesi bahçesini bizim kullanımımıza açar mısınız dedik. Kültür A.Ş başında Mithat Sinan Bolak var sağolsun tabii ki müzenin burada yaşayan çocuklara ait olduğunu vurgulayarak bize kapıları açtı. İçeriye girerken ateş ölçümü, çocukların güvenle giriş çıkışı, maske ihtiyacı karşılanması, açık havada böyle güzel bir yapı içerisinde yan yana olma şansını bu sayede yakalamış olduk. Marttan Haziran’a kadar çalışmalarda ne yaptık biz kendimize birebir derslerde gösteremiyorduk ama  hep beraber yan yana gelip bir yaz programı da sürdürünce aslında evlerdeyken nasıl gelişim gösterdiğimizi görmüş olduk. Aynı zamanda günün belli kısımlarında Peter ve Kurt provalarını yapmaya ayırdık. Nerede çekim yapacağız? Tekfur açık alan ve çok rüzgar alan bir bölge olması nedeniyle çekim için elverişli koşullar sağlamıyordu. Tekrar Cem Mansur kapısını çaldık. Bunun için hazırlandık, çevrimiçi kısa versiyonunu hazırlamak istiyoruz CRR salonu kullanalım dedik. O da elinden gelen her şeyi yaptı, onların da pandemi,yeni dönem hazırlıkları vardı bütün bunların arasında 1 hafta tam manasıyla enstrümanlarını da dahil kullanmamıza izin vererek salonu kullanımımıza açtı.

CA: Cem Mansur’un emekleri de çok büyük, 22 Kasım’da ilk defa izleyeceğimiz performans bu, BİMV ve Youtube kanalı üzerinden Şebnem Bozoklu anlatımıyla BİMV orkestrasını dinleyebilecek ve tüm bu emeklere şahit olabileceksiniz.  Sizin desteğinize ve bunu tüm devam eden etkinliklerde takip etmeniz tüm sanatseverlerin ve vakfın tüm sorumlularının dileği.

NÖ: Tam öyle birçok kişinin emeği var. Bu noktaya serbest dönem başlamadan önce gelmeden önce çocuklar kayıt yaptılar onlarla yapabilir miyiz diye baktık ama internet koşulları, çocukların tek başlarına çekim yapmaları istediğimiz sonucu vermedi. Bunun daha profesyonel çekilmesi gerekiyordu. Bu nedenle Selçuk Metin’in kapısını çaldık. Kendisi belgeselci, vakfın kuruluşundan beri defalarca çekim ihtiyaçları ve tanıtım filmleri dahil probono destek verdi. Bu işin bir maliyeti vardı ve bu işi projelendirerek Sivil Düşün tam da o sırada bizi bağlayan fonu açtı ve bu tür yapımlara maliyeti karşılayacak bir fon tasarladı. Hemen ona başvurduk ve onaylanınca da yolumuz akmaya başladı. Peter ve Kurt bir anlatıcı ile müzikli bir hikaye ile buluşmasını sağlayan bir eser. Şebnem Bozoklu yine Yeşim Hanım’ın aracılığıyla ulaştığımız diğer bir isim oldu. Şebnem Hanım’ın içten,tatlı dilli ve gönüldaşlığı süreci yorulmadan neşe içinde tam planladığımız gibi tamamladık. Herkesin bir araya gelmesi, böyle bir şeye hazırlanıyor olmak herkesi güçlendirdi ve moral vermiş oldu.

CA: Çok önemli bir birliktelik, sizinle buluşmamızı yardımlarınızla sizinle birlikte çeşitlendirebildik. BİMV ile ilgili çok değerli konuklarımızla fikir alışverişi yapabildik. Her sohbet arasına BİMV orkestrasının çeşitli mekanlarda gerçekleştirdiği performansları koyduk. Sizden önceki İş Sanatta yaptığınız konserden bir bölümdü. Arada yapacağımız bölümde yine İş Sanat’tan 2 bölüm var. Sonrasında tüm program boyunca Zorlu PSM’de gerçekleşen konser var. 3000 çocuğun bir araya geldiği ve Sascha Goetzel ile birlikte birçok genç şefin orkestra yönettiği konser, aynı zamanda Leipzig operası çocuk korosu ile yaptığınız uluslararası projeyi ve orkestra yapısını Serra Hanım anlattı. Projeyi tamamlarken danışma kurulunun rolünü Ahmet Uluğ anlattı. Erken çocukluk eğitiminin çocuk gelişimindeki yerindeki kazanımlarını ve bu vakfın verdiği desteği Yeşim Gürer Oymak anlattı. Vakfın yapısını ve 15 yılını özetleyerek değerli görüşlerini Yeliz Baki anlattı. Son olarak Melis Erselcan P ve K  hazırlanma süreci ve proje içerisinde neler hissettiğini anlattı. Program dolu dolu oldu, bu programın oluşmasının mimarları sizlersiniz. Hem size hem Dori Hanım’a bu programda bir araya getirdiği için, bizlerin de katkıda bulunmasını sağladığı için çok teşekkür ediyorum. Son cümlelerinizi alayım, BİMV orkestrasının güzel yorumu ile dinleyicileri baş başa bırakalım. Ne dersiniz?

NÖ: Bizim ekipten,danışman ve öğrencilerimizin diyecekleri de tamamlayıcı olacaktır. Biz bu çalışma tamamlandığında neyi hedefledik onu açıklamak istiyorum. BİMV’nın önceliği mümkün olduğunca fazla çocuğu müzik ile buluşturmak. Bunun için yola çıkıyor. Bu nedenle P ve K yı bir materyal olarak  ele alıyoruz. Bu film dahilinde oluşturabileceğimiz atölyelerle Türkiye’nin her yerinden çocuklarla buluşup müzikal atölyeler yapabilmeyi hayal ediyoruz. STK çocuk alanında çalışan arkadaşlarla buluşup onların da bunu yapabilmesine aracılık etmek istiyoruz. Müzik öğretmenleri Türkiye’nin her yerinden, köylerden, il ve ilçelerden çokça bize ulaşıyor, kendi oluşturdukları gruplarla, BİMV programını oraya nasıl adapte edebileceklerini soruyorlar. Bu bizim için somut bir materyal aslında. Birlikte köprüler kurabiliriz şimdi. Bunu onlarla paylaşıp onların da kendi izleyici çocuk grupları ile paylaşıp atölyeler yapıp onların masalın anlattığı içeriği ve ilhamı içselleştirmeyi yardım edebilirler. Böyle yola çıktık. Vakfın gelir kaynakları arasında bağışçı ve konserler var, tanıtım etkinlikleri var. Pandemi olup etkinlikler iptal olunca biz bu ürettiğimiz malzemeyi önce şöyle süreçler geçirdik, biletli mi satsak diye düşündük, bir yandan da kendimizi korumak zorundayız ama vakfın herşeyi ücretsiz yapması yaklaşımına ters geldi. Bu nedenle kapılar çaldık.  Biz böyle iş ürettik ve tüm çocuklara ücretsiz ulaşmasını istiyoruz. Siz bize yardım eder misiniz, destekler misiniz dedik. Kurulduğumuzdan beri her yıl bize konser programlarında yer veren Enka Sanat destekledi, Peter ve Kurt’un özel destekçilerinden biri oldu, hep yanımızda oldu. Yine İstanbul Rotary Kulübü bu süreçte ihtiyaçları karşılamamızı sağlayan çocuklara ulaşmamız gereken kaynağı sağladı. BİMV’nın bu 15 yılda kurmuş olduğu bireysel ve kurumsal ilişkiler bizi destekledi. Bunların hepsini BİMV web sitesinde Peter ve Kurt sayfasında okuyabilir herkes. Bu işler böyle ilerliyor. Bir sorunu çözmeye yola çıkıyorsunuz, sonra şahane kurumlar sizinle eşleşip ortaklıklar kuruyor, siz de bu şekilde yolunuza devam edebiliyorsunuz.  Bu çok sihirli bir şey bunu eklemek isterim.

CA: Çok teşekkür ediyorum, bu önemli,özverili ve kültür sanat yaşamımıza gelecek sanat kitlelerini oluşmasındaki çabanız çok önemli değerli iyi ki varsınız. Şimdi, BİMV orkestrası bize 2 eser çalacak ve konu başlıklarını konuşacağız konuklarımızla, yeniden bir araya gelebilmek dileğiyle.

NÖ: Çok teşekkür ederiz, hepimizden size ve Gedik Radyo dinleyicilerine sevgiler, umuyorum ilk zamanda sizi vakfımızda ağırlayabiliriz. 

CA: Değerli dinleyenler, bu hafta BİMV sorumluları ile bir araya geliyoruz, Nilgün Öztunalı ile çok hoş bir sohbet gerçekleştirdik.Şimdi Yeliz Baki ile Çünkü konuşmamıza devam etmek istiyorum. Vakfın kuruluşunu ve 15 yılın özetini ve vakfa üye olan öğrencilerin evden eğitimi üzerine fikirlerini bizimle paylaştı Yeliz Baki.

Yeliz Baki: Vakıf 2005 yılında eşim Mehmet Selim Baki ve benim tarafımdan kuruldu. Buradaki amacımız mümkün olduğunca fazla çocuğa erişebilmek ve müzik aracılığıyla onların hayatlarına dokunabilmek. Biz inanıyorduk ki her çocuğun ve herkesin müziğe katılma hakkı var ve müziğin iyileştirici, birleştirici, bir arada tutucu bir etkisi var. Bu vesileyle BİMV 2005 yılında akordeon eğitimi ile başladı. Akordiyonla başladık çünkü Mehmet Bey müziğin sokağa taşınması gerektiğini düşünüyordu, çünkü müzisyen yetiştirme amacıyla çıkılmadı yola, hedef müziği hayatına katabilmiş onun tadını alabilmiş iyileştirici gücünü tadabilmelerini sağlamaktı. Muazzam bir şey oldu, küçük küçük başladı. 15 çocuk ile başladı.Zaman içerisinde o çocuklar başka çocukları getirdi. İlk Edirnekapı’da Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu içerisinde sınıflarda başlayıp, orada bir kömürlüğün müzik atölyesine dönüştürülmesi ile devam etti. Daha sonra çalışma etraftaki okullar tarafından çok beğenildi.  Çünkü o mahallede yaşayan çocuklar birbirinin reklamı olmaya başladı, burada da yapabilir misiniz denmeye başlandı ve 3 okul içerisinde kurulan atölyelerle devam etti. 

Akordeon ile başladık çünkü çok sesli olması, sokakta çalınabiliyor olması, tek başına bir orkestra gibi akorlarının olması,solo imkanı olması, sesinin güçlü olması derken bu şekilde başladı ve sonra diğer enstrümanlar işin içerisine girdi ve bugüne kadar senfonik enstrümanlarla birlikte eğitim devam etti ve 7000 in üzerinde çocuğa erişme imkanı,onları müzikle buluşturma ve bir arada müzik yapabilmesine imkan bulabilmelerine fırsat yarattı BİMV, katılımcılarıyla, destekçi ve aileler ile birlikte. Burada sistem orkestra ve korolar üzerine kurulu. Bütün mesele çocukların bir araya gelerek birlikte müzik üretebilmelerini sağlamak, biz bunu şöyle adlandırıyoruz, ortak birlikte bir yaşam alanı oluşturmak. Aslında müziğin etrafında bir yaşam alanı kurulmaya çalışılıyor, birlikte yemek yemekten tutun , birlikte bir şey üretmeye, birlikte düşünmeye birlikte pek çok şey yapmaya kadar böyle bir ortak yaşam alanı çıkarmak. Orkestralar bu anlamda muhakkak çok önemli vazifeler görüyorlar. Çocuk topluluğun bir parçası hissediyor kendini geldiği günden itibaren. BİMV’nın diğer müzikal çalışmalardan farkı bir yetenek aramıyor.Bu çocuğun sadece istekli olması ve o topluluğun bir parçası olmak istemesi bu işi yapması için yeterli. Enstrümanlarını biz veriyoruz. Çünkü genellikle bizim ulaşmaya çalıştığımız kesim o enstrümanları alabilecek güçte çocuklar olmuyorlar.Dolayısıyla enstrümanlarını temin ediyoruz.Öğretmenlerle bir araya getiriyoruz.Diğer arkadaşları ile bir araya geliyorlar ve aslında bir topluluk oluşturuyorlar. Dolayısıyla çocuk giriyor ve girdiğinden itibaren herhangi bir eleme yapılmaksızın müzikal topluluğun bir parçası oluyor. Kendi hızında kendi becerileri dahilide ilerlemeye devam ediyor.Üç seviye orkestra topluluğumuz var bugüne kadar. İlk adım orkestrası dediğimiz yeni başlayan çocuklardan oluşan bir orkestra,çocuk orkestrası ve gençlik orkestrası olarak ilerliyor.Tabii burada eline hiç enstrüman almamış, müzikle bir araya gelmemiş, üstelik yeteneği var mı kulağı var mı yok mu diye düşünmediğimiz bir çocuğu o orkestranın içerisine atmak kulağa biraz absürt gelebilir kulağa, tuhaf gelebilir. Ama geldiği andan itibaren o çocuk bizim vakfın bir parçası olduğu andan itibaren o ilk orkestranın bir parçası oluyor. O orkestranın etrafında bir değerleri oluşmaya başlıyor.Çünkü bir keman çok iyi çalabilirim, kemancı olarak çok iyi müzik yapabilirim ama sadece benim çok iyi keman çalıyor olmam yeterli değil yanımda çalan,viyola çalan arkadaşımın da çok iyi olması lazım, beraber iyi gitmemiz lazım ki uyum içinde olalım. Dolayısıyla rekabet değil ama dayanışma ile birbirine destek olarak ve dayanışarak aslında o orkestrayı oluşturuyorlar. Dolayısıyla bu rekabete dayanan değil aslında tam tersi dayanışmaya ve birlikte iyi olma duygusunun altını çizen bir yaklaşım olarak çocuklar orkestralarda bunu yaşıyorlar ilk andan itibaren. Buradan da şu doğuyor her şekilde birbirine öğreten, öğrendiği bildiği her şeyi birileri ile paylaşan insanlar bireyler oluşmaya başlıyor. Bir nota biliyorsa onu kendine saklamıyor mümkün olduğu kadar ne kadar insan varsa onunla paylaşmak istiyor ve işin çok güzel bir tarafı var ben orkestranın ya da vakfın içerisinde gördüğüm ne kadar çocuk varsa onlar herkesin müzik yapması gerektiğine inanıyor. Ve çocukların ideallerini sorduğumuz zaman ne olmak istiyorsun, çok fazla müzisyen olmak isteyen var, hep başka bir meslek var ama hayatı boyunca bir orkestranın içinde çalmak ve o topluluğun bir parçası olmak isteyen çocuklar oluyor.Vakfın aslında çizdiği perspektif bu. Ben virtüöz yetiştireyim, müzisyenler yetiştireyim iddiasında değil ama hayatlarına müziği taşıyabilen doktorlar, bakkallar, mühendisler her ne ise ve her ne olacaksa hayatının içerisinde müzik olan ve müzikle büyümüş olan insanlar yetiştirmek ve bir müziği dinledikleri zamanda ondan zevk alabilen insanların olması. Bugüne kadar vakfın yaptıkları vardı nasıl çalışıyordu sistem orkestralar ve korolar üzerine yani çocukların bir araya gelmesi üzerine kuruluydu bütün bu anlattığım sistem. Bir arada olmanın getirdikleri var, getirdiği özellikler ve yarattığı etkiler var ama bugün yaşadığımız pandemi sürecinde Mart ayından beri biz herkes gibi yepyeni şartlara adapte olmaya çalışıyoruz. Çocuklara normal şekilde enstrüman dersi verebilmek, o grup derslerini verebilmek çok kolay değil ve mümkün de değil. Marttan itibaren pandemi başladığından itibaren çocuklarla şunu yaşadık, herkes kendi sahip olduğu teknolojileri kullanarak bugüne kadar sürdürmeyi başardık. Ancak bugün fark ediyoruz ki bu daha uzun süreli olabilir dolayısıyla hepimiz şu araştırma içerisindeyiz: dünyada herkes hangi teknolojileri kullanıyor, orkestra eğitimi ve çalışmalarında, koro çalışmalarında neler oluyor bunu araştırıyoruz ve birtakım bilgiler toplamaya çalışıyoruz. Topladığımız bilgileri nasıl hayata geçirebiliriz bu çocuklar ile nasıl ilişkilendiririz derdindeyiz. Aslında bu da çok heyecan verici bir süreç çünkü aslında bütün bunlara ulaşabildiğimiz ve yapabildiğimiz  zaman belki yepyeni üretimler olacak. Sanat dünyasında da yepyeni üretimler olacak.  Orkestra ve korolarda belki de yepyeni eserler yazılacak bu anlamda. Ve aslında onu yakalamaya çalışıyoruz bu değişen dünyada biz de Barış İçin Müzik Vakfı olarak bunu yakalamaya ve anlamaya çalışıyoruz. Tabii çocukların ihtiyaçları pandemiden önce bambaşka iken şu anda bambaşka bir süreç yaşıyorlar.  Hepsi okula gidiyor ama okul ilişkileri muazzam bir sekteye uğradı, bir taraftan teknolojik ihtiyaçları var, bunlara erişemiyorlar. Bu erişimlerin önünü nasıl açarız,nasıl sağlarız, biz ne üretebiliriz çocuklar için. Onları bu ortamda, bu şartlar altında nasıl bir araya getirebiliriz yeni bir dünya kuruluyor aslında. Biz de o dünyanın içerisinde yerimizi almaya çalışıyoruz. Araştırıyoruz, öğrenmeye çalışıyoruz, herkes ile tecrübeleri paylaşmaya çalışıyoruz.Bu sanırım o nedenle kolektif bir üretim olacak hem bu çocuklara neler verebileceğimiz anlamında, bu nedenle de uzaktan eğitim altyapımızı, ders içeriklerimizi geliştirmeye,yepyeni yaklaşımlar işin içerisine katmaya çalışıyoruz.Bu konuda da çok da geride sayılmayız, çok geç başladık gibi hissetmiyoruz. İlk günden itibaren bu noktaya gelmiştik. Niye çok geride ve çok geç kalmadık çünkü çok uzun zamandan beri biz Türkiye’nin her yerindeki çocuklara erişebilmenin bir yolu var mıdır , uzaktan eğitim nasıl sürdürebiliriz diye çok düşünüyorduk. Hani o sıra gelmeyen sıralar vardır ya kurtarmak ve günü yaşamak zorunda olduğunuz için bunlar hep ötelenir, şimdi o ötelenen şeyler şimdi tam sırası diyerek o adımlar hızlandı diyeyim.

GR: Şimdi Ahmet Uluğ ile birlikte Barış İçin Müzik Vakfı danışma kurulunun önemi, rolü ve bu danışma kurulunun vakıf için ne demek olduğunu sizler için Ahmet Uluğ ifade edecek. Ve desteklenmesi gereken ve neden desteklenmesi gereken bir vakıf olduğunu da çok net bir şekilde anlayabileceğiz. 

Ahmet Uluğ: Vakfın kurucuları Mehmet Bey ve Yeliz Hanım vakfı kendi başlarına ayakta tutmuşlar,  zaten pek reklam yapmayı sevmedikleri için gizli saklı durup vakfı yönetmişler. Ama vakıf başarılı oldukça büyümüş büyüdükçe de  kapsamı genişlediği için destek alma ihtiyaçları doğmuş aynı zamanda 15 sene içerisinde kendileri de devamlı problem çözmekten yorulmuş.Bu tip bir şey bu noktaya geldiğinde kendi başlarına yürütmek çok zor. Onun için onların etrafında danışabilecekleri, gerektiğinde yardım isteyecekleri, faydalanabilecekleri, yaptıkları işleri takdir eden, destekleyen, bu işin bir parçası olmak isteyen faydası olabilecek insanları danışma kurulu adı altında toparladık. İlk başta danışma kurulu daha sık toplanıyordu, taşlar yerine oturdukça o toplantıların sıklığı da azaldı. Ama danışma kurulundaki kişiler toplanmasa da ayrı ayrı zamanlarda ihtiyaç duydukça Nilgün Hanım vakfın yöneticisi yardım istedikçe oyuna girip nasıl faydası olacaksa destek veriyorlar. Esasında danışma kurulunun görevi budur, danışanız biz, sorumluluk almadan ahkam kesiyoruz. Esasında sorumluluğu yine elini taşın altına koyan vakıf çalışanları ve vakıf kurucuları alıyor. Çok büyük bir mucize yarattıkları için bunu da ancak esasında Edirnekapı’da vakıf okul binasını ve eğitim yapılan merkezi ziyaret ettiğinizde anlıyorsunuz, çok büyük bir mucize yarattıkları ve çok güzel bir enerji yarattıkları için bunun yanında durmak bizim için büyük bir kıvanç. Ülkemizde gönüllülük ve sosyal sorumluluk çalışmaları ülkemizde çok yapılan şeyler değil, son zamanlarda gündeme geldi ama hala birtakım insanların elini taşın altına koyduğu durumlar var. Halbuki yurtdışında özellikle İskandinav ülkelerinde, Amerika'da da öyle, sosyal sorumluluk, gönüllülük,  hayatın ciddi bir kısmını kapsıyor. Ben bu eksikliği kendimde hissettiğim için,müzik seven bir insan olduğum için ve Barış İçin Müzik’in yarattığı mucizeye de tanık olduğum için elimden geldiğince yakın durmaya çalışıyorum.

CA: Barış İçin Müzik Vakfı, özellikle gelişim çağında olan çocukları ve eğitim yaşamları boyunca müzikle yan yana olmalarını ve müzikle yaşamsal dinamiklerini nasıl bir araya getirmelerini gerektirdiğini onlara öğretiyor. Bu bağlamda çok değerli danışma kurulu üyeleri var, Dr. Yeşim Gürer Oymak da bu danışma kurulu üyelerinden bir tanesi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdür Yardımcısı aynı zamanda kendisi. Yeşim Gürer Oymak, erken çocuk eğitiminin gelişimindeki kazanımlarını ve vakfın bu konudaki çabalarını aktaracak. 

Yeşim Gürer Oymak: Enstrüman çalmanın en önemli etkilerinden biri erken çocuklukta özellikle sadece enstrüman çalmak değil ama müzikle haşır neşir olmak olarak biraz daha geniş anlamda kullanayım, şarkı söylemek veya müzik dinlemek bunlar hepsi beyni uyaran aktiviteler. Müzik sayesinde çocukların beyninde yeni sinir bağlantıları oluşuyor ve böylelikle gelişim tetiklenmiş oluyor. Bir enstrüman çaldığınızda bu biraz daha gelişmiş hale geliyor çünkü beyin; insanın vücudu, eli, kolu, hepsi aynı anda bir koordinasyon gerektirdiği için beyni gerçekten, tam anlamıyla full kapasite çalıştırmış oluyor.  Çeşitli araştırmalar var, bunları okuduğumuzda enstrüman çalanlarda çalmayanlara kıyasla eli temsil eden bölge beyinde genişliyor, gri maddenin hacmi artıyor, böylelikle beynin bir anlamda kapasitesini artırmış oluyorsunuz. Diğer bir yandan tabii dil yetisini güçlendirdiğine dair pek çok çalışma var. Müzik dersleri alan, müzikle erken yaşta tanışan çocukların kendini ifade edebilme, okuduğunu kavrama yetileri de oldukça güçlenmekte. Müzik ile matematiği birbirine çok yakınlaştırırlar biliyorsunuz,birbiriyle çok ilintilidir. Matematik becerilerinin gelişmesine müziğin çok büyük yardımı olduğu her zaman söylenir. Özellikle örüntülere matematikte ve müzikte karşılıklı olarak çok kullanıldığını düşünürsek o anlamda müziğin matematiği geliştirdiğine dair de pek çok çalışma, araştırma var. Önemli, başka buluntuların içerisinde bellek,dikkat ve konsantrasyon gelişimini de müziğin çok geliştirdiğini de biliyoruz. Bir enstrüman çaldığınız zaman eseri sadece beyninize değil; aynı zamanda kaslarınızın da hafızasına geçirmiş oluyorsunuz. Müthiş bir konsantrasyon gerektiriyor, siz aynı zamanda müzik notasını okurken sayıyorsunuz ve ellerinizi koordine ediyorsunuz. Tüm vücudunuzu koordine ediyorsunuz. Tüm bunları da büyük bir konsantrasyon içerisinde yapıyorsunuz. Müzik öğrenirken gerekli olan konsantrasyon düzeyi çocuklarda çok erken yaşta yükselmeye başlıyor, bunun da tabii eğitim alanında, diğer alanlarda, özellikle okulda çok büyük desteği oluyor çocuklara. Duygusal gelişim, akademik başarı ile müzik eğitiminin çok doğrudan bağlantılı olduğunu biliyoruz. Biraz önce koordinasyon becerisinden bahsettim, müzik yapmak son derece karmaşık bir sistemi yönetmeye benziyor. Bu, motor aktivitenizi de ayrı ayrı, farklı farklı kullanmanızı gerektiriyor. Bir müzik aleti çalarken yaptıklarınızı tekrarladıkça planlama, hareket ve koordinasyon becerileriniz de artıyor. Tabii bir müzik enstrümanını iyi çalabilmek sürekli çalışmayı, belli bir rutinde çalışmayı ve belli bir disiplinde çalışmayı da gerektiriyor. Çocukların çok erken yaşta ,kendilerine hedefler koyarak o hedefleri gerçekleştirmeye çalıştığını görüyoruz müzik yapan enstrüman çalan çocuklarda. Kısa ve uzun vadeli hedefler koyuyor çocuklar.  Rutiler geliştiriyorlar kendilerini kontrol edebilmeyi öğreniyorlar. Günlerinin belirli bir kısmını bu düzenli çalışmaya ayırıyorlar,sabırla çalışıyorlar. Günümüzde aslında en çok ihtiyacımız olan ve çocuklarda belki sosyal medya ve internetin hızı sebebiyle gittikçe azalan özelliklerden biri de sabır. Bir müzik enstrümanı sabır, disiplin ve azimle başında durmayı gerektiriyor. Bu nedenle çocukların öz disiplinini geliştirmekte enstrüman çalmanın çok etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Tabii sosyal beceriler de gelişiyor enstrüman çaldıkça özellikle Barış İçin Müzik’te olduğu gibi çocuklar bir orkestranın içerisinde enstrüman çaldıkları zaman birbirlerini dinlemeyi,birbirleriyle dayanışmayı öğreniyorlar.  Aslında bir nevi demokratik ortamın içerisinde oluyorlar. Hepsi birbirine güveniyorlar, birbirleriyle beraber müzik yapıyorlar ve beraberce bir dayanışma içerisinde birlikte hareket ederek bir sanat eserini ortaya çıkarıyorlar. Bu birbirlerine güveni, dostluğu ve yan yana durmayı da gerektiriyor. Daha ileriki yaşlarda tabii çocukların sosyal becerilerinin de gelişmesine çok büyük anlamda yararı oluyor. Bu akran iletişimi, takım ruhu, sorumluluk alma, başkalarını dinleme, birine saygı gösterme , bunların hepsi ideal toplumda aradığımız özellikler. Müzik yapan çocuklarda bu becerilerin çok arttığını görüyoruz. Problem çözme becerisi veya okuma kavrama becerileri de bunlar da hepsi aslında müzik yapmanın,enstrüman çalmanın beynin gelişimine çok büyük katkısı olduğu için bunları da geliştirdiğini pek çok araştırma gösteriyor. Özellikle beynin sağ ve sol tarafını farklı farklı çalıştıran bir taraf yaratıcı ve sezgiye dayalı olarak çalışıyor diğer taraf ise daha algoritmik daha mantıksal işleyişle çalışıyor. Müzik yaptığınız zaman bu her iki taraf da birbiriyle ortak çalışmaya başlıyor.Bu daha sonra sizin yaşamınızda hayatınızda da bu şekilde düşünmeyi, problemleri daha hızlı anlayıp farklı çözüm yolları üretmeyi de tetikliyor. ve tabii dayanıklılık çocuklarda en çok eksikliğini duyduğumuz bu dijital çağda sabır, konsantrasyon ve dayanlıklık bir yandan da vazgeçmeden, inatla bir konunun üzerine gitme müzik çalan, enstrüman çalan çocuklarda bu alanda uzun yıllar çalıştıkları ve uzun hedeflerle çalıştıkları için bu yetilerin ve karakteristik özelliklerin geliştiğini görüyoruz. 

CA: Barış İçin Müzik Vakfı Türkiye içerisindeki çalışmalarının yanı sıra uluslararası platformda da çok önemli birleşmelere sebep olmakta. Bunlardan birisi de Leipzig Çocuk Korosu ile birlikte gerçekleştirdikleri gösteri. Tabii bu gösteri ve eğitim sisteminin modeli aynı zamanda da bütün yıl içerisinde gerçekleşecek etkinliklerin yapısı üzerine Serra Gözören ile birlikte sohbetimiz oldu ve Serra Gözören El Sistema modelini ve Barış İçin Müzik Vakfı içerisindeki eğitim yapısını bizlerle paylaşacak. 

Serra Gözören: Barış İçin Müzik Vakfı olarak tabii ki önceliğimiz fırsat eşitliği olmayan çocukların hayatına girip karşılıksız müzik eğitimi sağlamak. Bu amaç doğrultusunda verilen eğitimlerin yanında her yıl çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlarla bir araya gelerek çocukların farklı deneyimler kazanmasına da olanak sağlamaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar sayesinde çeşitli kurumlar derken yerel yönetimler, kamu kurumları, özel sektör, çeşitli sivil toplum kuruluşları, finans, sanayi, teknoloji ve medya kuruluşları ile bugüne kadar birçok güzel dostluklar ve işbirlikleri gerçekleştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Uluslararası boyutlara geçmeden önce yerel ilişkilerinden bahsetmek istiyorum. Bu kurumların başında Türkiye’nin öncü sanat kurumu olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nı saymak gerekiyor. İKSV, 2013 yılının başından bu yana Barış İçin Müzik Vakfı’nın kurumsal danışmanlığını yapıyor ve bu danışmanlık çerçevesinde kapasite gelişimi ve iletişim,organizasyon alanlarında destek alıyoruz. Bunun yanında Enka Kültür Sanat Vakfı yer alıyor. 2015 yılından beri orkestra ve koro gruplarımıza sahne fırsatı veriyor. Yerel yönetimdeki işbirliklerimizde Marmara Belediyeler Birliği’ni örnek verebiliriz. Birliğin gerçekleştirildiği Marmara Uluslararası Kent Forumu açılış programında 100 kişilik Barış İçin Müzik Orkestrası sahne aldı. Sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.de çok önemli destekçilerimizden. Kendilerinin desteği ile geçtiğimiz Temmuz ayında 3 hafta boyunca Tekfur Sarayı Müzesi’ne misafir olduk ve küçük gruplar halinde açık havada eğitimlerimizi sürdürürken bir yandan büyüleyici, o tarihi atmosferi keşfetme şansına eriştik.  Daha da önemlisi bu deneyim ile kurumlar arası işbirliğinin toplum yararına ilham veren işlerin ortaya çıkmasındaki önemini bir kez daha biz gördük, yaşattılar ve paylaşma fırsatını elde ettik. Dijital dönüşüm, bu 2020’nin çok önemli bir konusu, dijital dönüşüm çalışmalarımızı da hızlandırdığımız bu sene Microsoft Türkiye’nin kıymetli desteklerini de görmeye başladık. Bu destekle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 100. yılına özel bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışmada “Dere Geliyor Dere” türküsünü evlerinde söyleyen ve enstrümanlarıyla çalan çocuklardan gelen görüntüler birleştirilerek bir video oluşturuldu. Vakfın dijital dönüşüm sürecine bu şekilde katkı sağladı.  Bir diğer çevrimiçi çalışmamız da bu Pazar 22 Kasım’da yayınlanacak olan Peter ve Kurt Senfonik Masalı. Bu eseri yayınlamayı ve aslında sizlerle de paylaşmayı uzun süredir, sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu eser ile ilgili çalışmalarımız uzun süredir devam ediyor ve çok değişime uğradı şartlar gereği.  Geçtiğimiz 23 Nisan’da aslında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirecektik. Fakat bu pandemi nedeniyle program iptal edildi ve dolayısıyla çalışmalarımız ve çocukların da hazırlıkları sekteye uğradı. Çocukların hazırlıklarının yarım kalmaması temel bilgilerin ve müzikal seviyelerin korunması ve en önemlisi motivasyonların yüksek kalmasını sağlamak adına bu projeyi dijital bir kurgu ve çevrimiçi bir konser şeklinde yeniden tasarladık.  Bu çalışmalarımıza kaynak yaratmak adına Barış İçin Müzik Vakfı sivil toplum kuruluşlarını destekleyen ve fon sağlayan kuruluşların hibe ve çağrılarına mutlaka başvurmaya çalışıyor. Örnek olarak bahsetmek gerekirse Sivil Toplum Destekleme Vakfı ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun hayata geçirdiği Sivil Düşün programını da sayabiliriz.  Sivil Toplum Destekleme Vakfı, STKlara destek ve bağışçılık kültürünün geliştirilmesi alanında çalışan bir kuruluş. Proje bazlı olarak BİMV’na desteklerini hiçbir zaman esirgemediler. Sivil Düşün programı da bizi bağlayan şeyler kapsamında Peter ve Kurt çalışmamızın dijital kurgusu konusunda bize teknik destek sağladılar. Bu biraz daha örnek olsun diye Türkiye’de gerçekleşenlerden birkaç tanesinden bahsettim. Bu ortak projeler geliştirmenin ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz ve 2020-2021 hedeflerimiz arasında yurtiçinde ilişkileri kuvvetlendirmenin yanı sıra yurtdışı ilişkilerimizi de güçlendirmek bulunuyor. Bu konuda yine bize rehberlik edip uluslararası platformların kapılarını BİMV için aralayan ilk kurum İKSV oldu. İKSV yöneticilerinin girişimleri sayesinde bizden çok uzak bir coğrafyada 1975’te kurulan El Sistema ile tanışma fırsatı elde ettik.

Venezuella'da, ekonomist vizyoner Jose Antonio Abreu tarafından sosyal dönüşüm hareketi olarak başlatılan ve kısa sürede dünyanın dört bir yanında kabul gören bir Sistema ile benzer amaçlarla, hayallerle ve tutkuyla yola çıkmış olduğumuzu öğrenmek bizim için çok heyecan verici oldu, yeni bir sayfa açtı bizim için. El Sistema Venezuela ile 2011’de başlayan dostluğumuz 2014 yılında Maestro Abreu ile birlikte imza attığımız dostluk anlaşması oldu. Ve bu sayede ilişkimiz de güçlendi.Bu anlaşma ile BİMV, resmi olarak El Sistema Türkiye unvanını aldı ve hiç bitmeyecek olan dayanışma ve işbirliği köprüsü kurulmuş oldu. Bunun devamı olarak aslında 2012’de El Sistema’nın Avrupa kolunu oluşturan Sistema Europe’un kuruluş sürecinde BİMV da yer aldı.  Kurucu üyesinden biri olduğumuz Sistema Europe’a üye ülkelerden benzer çalışmalar yürüten kurumlarla bu sayede bir araya gelme şansı elde ettik. Ve birçok yeni dostluklar, projeler oluştu bundan da bahsedeceğim. BİMV’nın çocukları ve gençleri hem müzikal hem de sosyal gelişim süreçlerine büyük faydaları olan uluslararası müzik kamplarına katılma şansı elde ediyorlar bu ilişkiler sayesinde. Dünyadaki prestijli konser salonlarında sahne alabiliyorlar, önemli şeflerle çalışma şansı elde edebiliyorlar. Ve şimdiye kadar davet edildikleri arasında Avusturya, İtalya, Yunanistan, İngiltere ve Almanya da bulunuyor. Bu uluslararası ilişkilerin kuvvetlendirilmesi gerçekten yeni ufuklar açabiliyor. Örneğin, barışın sesini müzikle duyurmayı hedefleyen BİMV, 11-18 yaşları arasında değişen 70 çocuk 2016 yılında Leipzig Operası’na davet edildi. Onlar bir orkestra kampı düzenledi ve 70 çocuk Leipzig’e gitti. BİM Senfoni Orkestrası 1 hafta boyunca Leipzig Operası Çocuk Korosu ile birlikte provalar yaptıktan sonra bir Pazar günü Avrupa’nın en eski 3. operası olan Leipzig Operası Oper House’da konser verdi. Çok muazzam bir fırsat. Ve bu tamamen Leipzig Operası’nın ev sahipliğiyle gerçekleşen bir etkinlik oldu. Etkinliğin yanında da BİMV üyeleri provaların yanı sıra şehir turu da yaptılar. Leipzig Operası ve Leipzig Üniversitesi Müzik Enstrümanları Müzesi’ni de ziyaret etme fırsatı buldular. Oradayken Madama Butterfly Operası’nı izleme fırsatı buldular.Ayrıca daha da önemlisi Leipzig Operası Çocuk Korosu üyelerinin evlerinde kaldı gençler ve çok farklı kültürün insanlarıyla bir arada yaşama biçimine tanıklık etme fırsatını buldular. Bizim için ve çocuklar için çok farklı bir deneyim oldu. Bu ilk olarak 2016’da başladı Leipzig Operası ile ilişkimiz, halen de devam ediyor. Bu güzel birlikteliğin devamı olarak da bu sefer Leipzig operası çocuk korosunu biz davet ettik. Bu sene Şubat başında İstanbul’da Barış İçin Müzik Vakfı Gençlik Orkestrası ve Korosu ile birlikte, 1 hafta boyunca provalar, geziler gerçekleştirdik. Hem müzikal beceriler ve dostlukların pekiştiği bir kamp oldu ve 12-13 Şubat tarihlerinde yaklaşık 140 gencin Enka Vakfı desteğiyle Enka oditoryumunda  “Don’t Stop Me Now” adlı performans sergilendi.  Bu sene BİMV’nın 15.yılı,  Leipzig Operası’nın da 30.yılı olması nedeniyle bir süredir birlikte ne yapabiliriz diye karşılıklı görüşüyoruz. Bu yeni düzen ve şartlar altında bir dayanışma içerisindeyiz aslında farklı kurumlarla ne yapabiliriz ve doğal olarak birçok kurum gibi  dijital dönüşüm yaşıyoruz. Tüm etkinliklerimiz ve çalışmalarımız dijital bir boyut kazandı. Şimdi yine çok yakında ortak ve dijital bir kurgu ile bir yayınımız olacak yakında, şu anda bunun için çalışmalar devam ediyor.  Onun dışında içinde yer aldığımız uluslararası projelerde bizi yalnız bırakmayan aslında 2015 yılından bu yana vakfımızın sanat yönetmenliğini gönüllü olarak sürdüren Viyanalı orkestra şefimiz var, Sascha Goetzel.  Maestro Türkiye’ye geldiği dönemlerde vakfımızı ziyaret ediyor ve müzisyenlerimiz ile provalar gerçekleştiriyor. Ve en önemlisi de aslında yurtdışında tanınırlığımızı arttırıyor ve bu konuda katkı sağlıyor.Ve yeni ortaklıklar, dostluklar, ilişkiler kurmamıza da destek oluyor. Türkiye’de az önce hızlıca örnek verdiğim yerel yönetimler, kamu kuruluşları, özel sektör, STK, üniversiteler, finans ya da medya kuruluşları gibi aslında Türkiye’de olduğu gibi yurtdışında da geçerli ve bu ilişkileri biz daima sürdürmeye çalışıyoruz  hem Türkiye’de hem yurtdışında. Müziğin evrensel gücünü birlikte çoğalarak büyümeyi tüm çocuklara bu sevinci birlikte yaşatabilmeyi arzu ediyoruz.

CA: Çok önemli çabalar ve uluslararası platformda kendi çocuklarımızın kendilerini geliştirmesi için, ifade edebilmesi için çok önemli bir fırsat bu vakfın çalışmaları ve vizyonu.  Ve 16 yaşında bir keman öğrencisiyle de fikir alışverişlerimizi sunmak istiyorum. Melis Erselcan, Peter ve Kurt projesinin hazırlanma sürecini ve bu çalışmanın orkestra içindeki çalışmadan farklılığını, deneyimlerini ve bu projede neler hissettiğini bizlerle paylaşacak. 

Melis Erselcan: Bu süreç korona dönemine denk geldiği için çalışmalarımızı çevrimiçi yapmak zorunda kaldık. Tabii ki iyi yanları ve kötü yanları oldu. Kötü yanları birlikte çalamamak oldu. Orkestranın içinde çalmanın en güzel yanı birlikte müziği paylaşmak ve onu birlikte hissedebilmek.  İyi yanları ise çok fazlaydı, bireysel olarak eksikliklerimizi gördük, daha çok bunların üzerine yönelebildik.Bunun dışında ilk kez CRR’de Peter ve Kurt için bir kayıt aldık. Bu korona sürecinde ilk kez bir arada çalmak, uzun süre sonra bir arada çalmak bize çok keyif verdi. Tekrardan müziğimizi birlikte yapabilmiş olduk, bu yüzden çok keyifliydi. Bu süreçte öğretmenlerimiz bize çok destek oldular, her zaman bize çok yardımcı oldular. Bu online provalar biraz zorlu oluyordu çünkü internet gibi problemlerimiz oluyordu ama hemen çözmeye çalışıyorlardı ve  neredeyse 7/24 bizi takip ediyorlardı, bu da bizim için bir artı oldu. 

CA: Barış İçin Müzik Vakfı’nın tüm yetkililerine ve içinde bulunan bütün evlatlarımıza çok teşekkür ediyorum. İyi ki bu dünya böyle güzelleşiyor, iyi ki bu dünyada sizin gibi insanlar var. Ve hep birlikte daha güzel bir dünya yaratmak ümidiyle.

 


barış için müzik